27 Ocak 2012 Cuma

Aşkın gözü niçin kördür?

Uzun yıllar önce iyi ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez halde dolanıyolarmış. Birgün toplanmışlar ve canları çok sıkkın bi halde oturuyolarmış. Saflık ortaya bi fikir atmış vee demişki hadi saklambaç oynayalım. Hepsi bu fikri beğenmiş. Çılgınlık oynarım ama ben ebe olurum demiş. Çılgınlık saymaya başlamış 1, 2, 3, 4...
Çılgınlık saydıkça iyi ve kötü huylar gizlenmeye başlamış. Şefkat aya gizlenmiş,sevgi bulutların arasına, yalan ise taşın altına gizlencem demiş ama yalan söylemiş:) Çünkü gölün dibine saklanmış.Tutku dünyanın merkezine saklanmış.Para hırsı çuvalın içine girmiş ama girerken çuvalı yırtmış:) Çılgınlık hala saymaya devam ediyomuş, 79, 80, 81..
Aşk'ın dışında bütün iyi ve kötü huylarsaklanmış. Aşk kararsızmış, nereye gizlensem diyomuş ve çılgınlık 95, 96, 97 ye gelmiş ve 100demiş.. Önüm arkam sağım solum sobe saklanmayan ebe! geliyorum diye bağırmış. Arkasını döndüğünde ilk tembelliği görmüş, çünkü saklanacak kadar enerjisi yokmuş, sonra şefkati ayda görmüş, ihaneti çöplerin içinde, sevgiyi bulutlarda, yalanı gölün dibinde, tutkuyu dünyanın merkezinde görmüş. Hepsini bulmuş ama aşk hariç. Bu duruma haset çok hasetlenmiş:) Çılgınlığın kulağına eğilerek ''biliyon mu aşk güllerin arasına gizlendi'' demiş. Çılgınlıkta çatal şeklünde bi sopa almış eline ve güllerin arasına saplamış, saplamış, saplamış, taa ki o haykırışı duyana kadar. Aşk elleriyle yüzünü kapatarakortaya çıkmış, parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyomuş. Çılgınlık aşkı bulmakiçin heyecanı uğruna aşkın gözlerini  sopa ile kör etmiş. Sonra çılgınlık, Allah'ım ne yaptım ben, ben ne yaptım diye bağırmış. Ben aşkı kör ettim demiş. Aşka dönüp nasıl düzeltirim hatamı söyle demiş, affet beni demiş. Bunun üzerine AŞK;''Gözlerimi geri veremezsin ama benim için bişey yapmak istersen benim kılavuzum ol demiş. O günden itibaren işte Aşk'ın gözü körmüş ve o günden beride çılgında her zaman onun yanındaymış!! THE END:)

25 Ocak 2012 Çarşamba

Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir





Masumi Toyotome adlı bir Japon yazmış. "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor. "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor musunuz" diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor: " Sevgi üç türlüdür. Birincisinin adı 'Eğer' türü sevgi." Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: "Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli bir kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim." Toyotome, " en çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. "Bir şarta bağlı sevgi. Karşılık bekleyen sevgi. Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türü budur" diyor. "Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır." Yazara göre, evliliklerin pek çoğu 'Eğer' türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile 'Eğer' türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor: "Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul dışında hazırlık kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle 'sınavları kazanamadın, Bir de utanmadan Hakone'ye gittin' diye bağırıyor. Delikanlı: 'Ama baba vaktiyle sende bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın' diyor. Baba daha çok kızarak delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı" diyor, yazar. "Delikanlı, babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı. İnsanlar, 'Eğer' türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek bu genç adamın yaptığı gibi yaşamı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabiliyor"diyor, Masumi Toyotome. İlginç değil mi?
İkinci türe geçiyoruz: 'Çünkü' türü sevgi. Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: "Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, onun sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (yakışıklısın). Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki. Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki. Yazar, 'Çünkü' türü sevginin 'Eğer' türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor: " 'Eğer' türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa, zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün 'Eğer' türünden temelde pek farkı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de yükler getirir insana. İnsanlar, hep daha çok insanlar tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama, sonsuz sevgi ve kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı, yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Evli kadın, kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile geçene içerler. O zaman bu tür sevgide, güven duygusu bulunabilir mi ?" diye soruyor Toyotome. " 'Çünkü' türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz" diyor. "Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var: Birincisi, acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu. (Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri, öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar.)
İkincisi de: Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endişesidir. Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı, aynı kentte oturan anne ve babası hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan, bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca, sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş...". Japon yazar "toplumdaki sevgilerin çoğu 'Çünkü türündedir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor. Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne? 




"Ve işte sevgilerin en gerçeği, üçüncü tür sevgi, benim 'Rağmen' diye adlandırdığım türdür" diyor yazar. "Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için, 'Eğer' türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanmayıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için 'Çünkü' türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan bir şey olduğu için değil, bir şey olmasına rağmen sevilir." Güzelliğe bakar mısınız? 'Rağmen sevgi'. Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına rağmen sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına rağmen tapar. Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabi bu, sevgiyle karşılanması şartı ile. Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar "yüreklerin en çok susadığı sevgi budur" diyor. "Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir." Bunun böyle olduğundan nasıl emin olursunuz? Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. "Şu soruma cevap verin" diyor. "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize yaşamanın ne yararı var diye sormaz mıydınız?" Devam ediyor Toyotome: "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınıza yıkılmaz mıydı? O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşar dınız?" diye soruyor ve yanıtlıyor: "Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar. " Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor 'Rağmen' sevgiyi. "Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır." Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome. "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok." diye açıklıyor. Anlatıyor: " Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var? " Yazara göre, "açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım, sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? hepsi o." Ve asıl çarpıcı cümle en sonda. "DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KITLIK, RAĞMEN TÜRÜ SEVGİNİN YETERİNCE OLMAYIŞIDIR. İYİ DÜŞÜNÜN... Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi? Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi? Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı? Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz? Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız? Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız? Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç? Ve siz onu hiç kokladınız mı? Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı? Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız? Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz? Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl? Çimlere uzandığınız oldu mu? Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç? Hiç taş kaydırdınız mı bu yıl? Kaç kez kuşlara yem attınız? Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı? Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz? Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı? Kaç kez mektup aldınız bu yıl? Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç? Kimseyle barıştınız mı bu yıl? Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez fark ettiniz bu yıl? İyi bir yılın, bunlar gibi birçok 'küçük şey'e bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl? Yeni yılda düşünün. Yayılın çimlerin üzerine. Acele edin... Er veya geç... Çimenler yayılacak üzerinize... 

J. Prevert
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...